Son dönemde yatırım fonlarına ilişkin soruşturmalar ve operasyonlar kamuoyunun gündemindeki yerini korurken, yaşanan gelişmeler yalnızca ekonomik boyutuyla değil, toplumsal ve ahlaki yönleriyle de tartışılıyor.
Sermaye piyasalarındaki soruşturmalar kapsamında çok sayıda şüpheli hakkında adli işlem yapılırken, yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren süreçte güç, statü, servet ve hızlı kazanç arayışının bireylerin değer yargıları üzerindeki etkisi de yeniden gündeme geldi.
Uzman Psikolojik Danışman Fatma Kaya, toplumda güç ve statünün nasıl algılandığını, şöhret ve servet arzusunun ahlaki sınırları nasıl etkileyebildiğini ve adalet ile liyakat duygusundaki zedelenmenin bireylerin davranışlarına yansımalarını İLKHA muhabirine değerlendirdi.
“Güç ve statüyü kaybetme korkusu, her şeyi mubah görmeye yol açabiliyor”
Günümüzde güç ve statüko kavramı, yeterli olma anlayışını ortadan kaldırdığını belirten Kaya, “Kapitalist sistemine baktığımızda insanlar, sahip oldukları değerlerle bir yerlere gelmek yerine, geldikleri yerdeki değerlerle bu güce ve statüye kavuşuyorlar. Bundan kaynaklı olarak, geldikleri noktadaki sahip oldukları bu değeri kaybetmek noktasında bir korku ve kaygıya kapılabiliyorlar. Bu değerleri kaybetmemek adına kendilerine her türlü şeyi mubah görebiliyorlar. Kapitalist sistemde bireyler, sahip oldukları değerlerle kendi değerlerini ölçtükleri için otoritenin, gücün ve statünün getirmiş olduğu değer yargılarını kaybetmek istemiyorlar.” diye belirtti.
“Şan ve şöhret, kişide ‘Bana bir şey olmaz’ algısı oluşturabiliyor”
Günümüzde sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte içerik ve derinlik algısı kaybolduğunu vurgulayan Kaya, “Bunun yerine daha çok görüntü, görsel ve yönetim algısı yerini aldı. İnsanlarda hızlı hızlı zenginleşme arzusu var. Zenginleşmenin insanlar için ne kadar mümkün olduğuyla ilgili insanlar arayışa girebiliyorlar. İnsanlar hızlı bir zenginleşme arzusunda; ama bunun arka planında gösterilen çaba, başka kişilerin hak kaybına sebep olabiliyor. Lüks yaşamlara özenmek, onlar gibi olma arzusu, kişinin arka planda ahlaki yönleriyle örtüşmeyen noktalara temas edebiliyor. Hızlı hızlı zenginleşen toplumların geldiği noktalarda, şan ve şöhretin getirmiş olduğu bazı ayrıcalıklar da olabiliyor.
Kişi, bu ayrıcalıkların farkına vararak “Bana bir şey olmaz, çünkü toplumdaki yeri, bir saygınlık elde etmiş, bir statü ve güç elde etmiş.” diyebiliyor. Arka planda işlerinin bir şekilde yürüteceğini düşünerek, şan ve şöhretin getirmiş olduğu rahatlıkla cesaret edemediği noktalara daha fazla risk alarak cesaret etme noktasına gidebiliyor.” dedi.
“Toplumsal kuralsızlığın altında adalet ve liyakat sorunu yatıyor”

Topluma rol model olarak sunulan kişilerde de dolandırıcılığın olduğunu ve ciddi bir anomi yattığını ifade eden Kaya, “Toplumsal kuralsızlık, insanlarda belirli sorumlulukları yerine getiremediklerinde ve suç ile ceza işlediklerinde karşılaştıkları yaptırımların kendileri için büyük bir bedel olmadığını ve karşılığı olmadığını gördüğünde, düşünce zedelenmeye başlıyor. Toplumun hukukla olan boşluğu, adaletin tam karşılığını bulamadığı alanların olması ve güç ile statünün adalet duygusunda biraz daha esnekliği, arka planda yaptırım noktasında bir şeyleri geciktirme ve ertelemeyi gören bireyler, toplumda emeklerinin karşılıksız kalacağını düşünerek kurallara uymanın kendisinde bir karşılığı olmadığını bilerek artık kuralsızlık noktasında varabiliyorlar. Adalet duygusu ve liyakatin zedelendiği bir toplumda insanlar, büyük emek ve çabalarla bir yerlere gelmenin bazı yerlerde sınırlayıcı olduğunu bildikleri için karşılığını alamadığı emeği için göstermek istemeyebiliyorlar.” ifadelerini kullandı.
“Dürüstlüğün karşılığı olmadığını düşünen birey, farklı yollara başvurabiliyor”
Kaya, “Son zamanlarda insanlar özellikle sorguladığı bir konu var: “Dürüst kalmanın bir önemi var mı?” İnsanlar, dürüst kaldıklarında bunun bir karşılığı olmadığını gördükleri takdirde yeni öğrenmelere başvurabiliyorlar. Güç, statü ve liyakatle ilgili bir şeyler araya konulduğunda bazı şeylerin daha hızlı ve kolay bir şekilde ilerleyeceği fark edildiğinde, dürüst ve ahlaki kalmanın bir öneminin olmadığının farkına varıyorlar. İnsanlar, kendi ahlaki eylemleriyle ve dürüstlükleriyle bir noktaya gelemediklerinde, emek ve çabalarının karşılığını alamadıklarında bir sosyal öğrenme gerçekleşiyor.
Bu nedenle toplumda bir yerlere gelmiş insanları rol model almaya başlıyorlar. Bu noktada şan, şöhret ve siyasi anlamda liyakatle bir yerlere gelmiş insanları; toplumda bir güç, otoriter unsur veya arka planda bir maddi kazanç elde ettiklerinde, daha konforlu bir hayat gördüklerinde artık onlar gibi davranmaya başlıyorlar. Emekle, çabayla ve dürüstlükle bir kazanç sağlamak yerine, bu çabayı ve emeği göstermeden daha hızlı bir kazancı elde etme arzusu, farklı yollara başvurabiliyorlar.” diye konuştu.
