İşgalci İsrail’in bakanı İtamar Ben-Gvir, Filistinli esirlerin idam edilmesine yönelik kabul edilen anayasadan sonra katılmış olduğu bir programda bu karara yönelik yapılan hazırlıklardan iştahla bahsediyordu. Dediklerine göre idam edilecekler için kırmızı üniformalar sipariş edilmeye başlanmış ve idam edilecekler için tesislerin yapım sürecine girişilmiş. İlk başladığı andan itibaren suskunluğumuzdan beslenip zulmün şiddetini artıran terörist İsrail, gelinen son noktada artık gizleme gereksinimi duymadan şişine şişine ne yapacaklarını anlatan bir duruma geldiler. Filistinli kardeşlerimizin içinde bulunduğu çaresizliğe bir derman olamayışımla birlikte sözün bittiği yerden konuşmak bana da ağır geliyor. Elimizde imanın en zayıf alametini göstermek ne imanıma ne insanlığıma sığmıyor ama susmaktan da evlâsı olduğunu görerek, cılız da olsa bir ses çıkarmayı tercih ediyorum. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, insanların bir zalimi görüp de engelleyemezlerse Allah’ın onları umumi bir azapla cezalandırmasının yakın olduğunu bildiren Sünen-i Tirmizî hadisini okuyunca, gayretsizliğimizi ve umursamaz hallerimizi Allah’ın indireceği azabın bir sebebi olarak düşünüyorum; mahşerde hesap verilemez yanını düşününce pek de yadırganacak bir şey gibi durmuyor. Tüm bu olaylara bir de şu ayetler ışığında bakmayı, meramımı ifade etmek kabilinden makul görüyorum. İlk bakışta pek de alakalı gözükmese bile bizim için ciddi bir ihtar ve izleyebileceğimiz bir yol olduğunu, okuyunca siz de daha iyi anlayacaksınız diye ümit ediyorum. Kur’an-ı Kerim’de A‘râf Suresi’nde Cumartesi kavmi için geçen bir kıssa vardır. Allah Teâlâ o topluluğu şöyle anlatır: “Onlara deniz kıyısındaki o şehir halkını sor. Hani onlar cumartesi günü haddi aşıyorlardı… Balıklar cumartesi günü akın akın geliyor, cumartesi dışında ise gelmiyordu…” (Kur’an-ı Kerim, A‘râf 163). Bilindiği üzere cumartesi günü Yahudilerin kutsal günü olduğu için o gün sadece ibadet edilir, herhangi bir dünyevî işle uğraşılmazdı. Allah’ın imtihanı ise onların geçimlerini sağlamak için yaptıkları balık avı konusunda, balıkların özellikle Allah’ın yasak kıldığı gün olan cumartesi günü akın akın gelmesiydi. Bu durumda bazı rivayetlere göre Yahudiler yine Yahudiliğini yapıp sözde Cuma gecesinden ağlarını denize atıp cumartesi günü boyunca orada tutup pazar günü gidip almak suretiyle cumartesi günü yasağını çiğnemediklerine dair bir kurnazlık geliştirmişler. Orada toplum üç farklı gruba bölünmüş: bir kısmı bu yasağı çiğneyenlerden, bir kısmı bu yasağı çiğnemeyin diyerek uyarıda bulunanlardan, bir kısmı ise hem karşı durmadıkları gibi karşı duranlara “Allah’ın dilediği takdirde azap edeceği kimselere ne diye uyarıda bulunuyorsunuz?” diyerek dolaylı da olsa bu zulme ortak olanlardan. Bu kısımlar ayet-i kerimelerde şu şekilde geçiyor: “İçlerinden bir topluluk: ‘Allah’ın helak edeceği ya da şiddetli azaba uğratacağı bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?’ dedi.” (Kur’an-ı Kerim, A‘râf 164). Yani: “Boşuna konuşuyorsunuz, değişmeyecekler.” Buna karşılık o uyaran topluluk şu cevabı verir: “Rabbinize karşı bir mazeretimiz olsun ve belki sakınırlar diye (öğüt veriyoruz).” (Kur’an-ı Kerim, A‘râf 164). Şimdi durup düşündüğümüzde biz gerçekten bu üç topluluktan hangisindeyiz? Acaba zulmedenlerden olmayışımıza şükredecek bir haldeysek vay halimize; öbür taraftan sadece susmakla yetinmeyip ses çıkaran insanlara “Allah’ın helak edeceği ya da şiddetli bir azaba uğratacağı bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?” diyen bir yerde isek de yine vay ki vay halimize. Zulme karşı en azından böyle de olsa bir ses çıkarabilmeyi ben Rabbimiz katında en azından sunabileceğim bir mazeret olarak görmeyi tercih ediyorum. Nitekim bu ayetlerin devamında Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Kendilerine yapılan uyarıları unutunca, kötülükten men edenleri kurtardık; zulmedenleri ise yapmakta oldukları fısk sebebiyle şiddetli bir azapla yakaladık.” (Kur’an-ı Kerim, A‘râf 165) ve devamında: “Aşağılık maymunlar olun!” (Kur’an-ı Kerim, A‘râf 166). Kıssanın özü: Bir grup günah işledi, bir grup “boş ver” dedi, bir grup konuşmaya devam etti ve kurtulanlar konuşmaya devam edenler oldu. Şimdi durup kendimize gerçekten bir muhasebe yapma zamanı; biz bu üç gruptan hangisindeyiz? Evet, bir şeye güç yetiremeyişimiz, yapılan onca zalimliğe karşı aciz kalışımız kardeşlerimizi derinden sarsıyor. Ama bunları bahane ederek hem elimizden bir şey gelmiyor deyip hem de ses çıkarmaya çalışanlara, çıkardığı sesin bir işe yaramayacağını söyleme gafletine düşmeyelim. Bari safımız, söyledikleriyle bir şeyi değiştiremeyecek dahi olsa da yarın Allah’ın huzurunda en azından bir mazereti olan insanların safı olsun.